Tamam, gardrobunu bir ayin gibi gezdiği yerel pazarlardan düzen biri olabilirim. Moda ile alakası da sadece gönül gözüne dokunan adı sanı olmayanla sınırlı ama edecek bir çift lafı olan dış kapının mandalı da benim.
Diyeceğim o ki; yaz aylarında bir dergide hakkında okuduğum ve doğrusu bir şeylere uyandıktan sonra ismine ve cismine baktığım Yasemin Özeri, bence olmuştur, hoştur. Elime geçen yazılı her şeyde bilinmezin sürprizlerini sevdiğimden, alakalı alakasız her şeyi herkesi okumak tanımak isterim ki bana dokunan kimse, ben bulup çıkarayım . Bu alengirli cümlenin manası da Yasemin Özeri arkadaşımızı hiç tanımazken kendini ve tarzını ifade sadeliği beni güzelce yakaladı ben de pek memnun oldum.
Başka ağızlarda geyiğe kaçmaya çok müsait ,başka kafalarda da çerez gibi harcanan “zamansızlık “ ve beraberinde getirdiği “ mekansızlık “ olayı, benim yıllardır kendi dar çapımda yapmaya çalıştığım giyim kuşam anlayışıma güzel tercüman olmuş bence onun dilinde. İlle almam lazım bakmam lazım tarzı birşey değil bu. Öncelliklerin değiştiği şu andaki hayat rolümde, önemli olan “ iç güzelliğidir “ anlayışıyla Yasemin Özeri’ nin bağırmadan baktıran,darmadan saran ,kafa yormadan kendini giydiren kıyafetlerinin ruh güzelliğini kendimce tescil etmektir bu… Hatta yıllarca bilinçsizce kendiliğinden oluşan zevkimin “ iyiden anlıyorum da niye? “ sorusuna cevabıdır aynı zamanda.
Yaniii çoğunlukla aile büyükleri tarafından bazı kısır eleştirilere maruz kalan köşe yastığı kıvamındaki mağdur moda zevkimin ,kendini anlattığı röportaj ile hakkını veren Yasemin Özeri ‘ ye teşekkürler diyorum…
















